
Git Üstüne Bir Şey Giy!
HP mat fotoğraf kağıdına dijital baskı fotoğraf serisi, video ve yerleştirme, 2015 - 2019
Sergi yerleşim görselleri: K2 Güncel Sanat Merkezi, 2020
Bikinimin üzerine giydiğim t-shirtle sahile inerken, bir akrabamız beni kenara çekerek uyardığında on iki yaşındaydım. Neden altıma şort giymemiştim?
Eril bakışın haz nesnesi olarak kadının kendi bedenine hapsedilmeye başlaması çocukluk yıllarından başlar. Eğilirken acaba göğüs çatalı görünür mü kaygısıyla elini göğsüne götürmesi, gömleğinin üçüncü düğmesini iliklemek zorunda hissetmesi gibi farkında olmadan yaptığı bir çok davranışın temelinde çocuk yaşlarından itibaren içselleştirmeye başladığı uyarılar yatar. Cinselliğinden, hazlarından, sıvılarından utanması gerektiği öğretilir.
John Berger, “Görme Biçimleri” kitabında kadınların öz varlıklarının ikiye bölündüğünden bahseder . Kadın hiç durmadan kendisini seyretmek zorundadır, her zaman kendi imgesiyle dolaşır.
Bir odada yürürken ya da babasının ölüsünün başucunda ağlarken bile ister istemez kendini yürürken ya da ağlarken görür. Böylece kadın içindeki gözleyen ve gözlenen kişilikleri, kadın olarak onun kimliğini oluşturan ama birbirinden ayrı iki öğe olarak görmeye başlar.
Luce Irigaray’a göre ise eril öznenin bakışı ve görmesi kadın bedeninin bastırılmasını da beraberinde getirir. Eril bakış kadın bedenini nesneleştirir, anlamını sabitleştirir. Kadın kendi bedeniyle bütünleşemediği için kendini sürekli seyrettiği bir aynayla yaşar.
“Git Üstüne Bir Şey Giy!” kadının bütünleşemediği kendi bedeninin her parçasına sahip çıkarak, kadın bedenini özgürleştirmek üzerine bir ses, paylaşarak çoğalan sesler bütünü…
Suya Anlat
HD Video : 1'20''

Hiç kimsenin hikayesi ya da hepimizin hikayesi
Yerleştirme, teksir kağıdı üzerine metin kolajı
Hatırlama bölümüne metinlerini ve otoportrelerini gönderen sanatçıların yazılarından tek bir metin olarak üretilmiştir.
Bu bölüme metin ve otoportreleriyle katkıda bulunan sanatçılar:
Dilara Kızıldağ, Gülnaz Bingöl, Hale Güzin Kızılaslan, Meryem Güldürdak, Nesrin Ermiş, Nurgül Öz, Serra Akcan, Sinem Parlak, Sezgi Abalı, Şehlem Kaçar
Annemin hokka burnu yerine babamın kemikli yamuk burnunu taşıdığımız için ailede bana bakan gözlerde hep bir kabullenmeyiş vardı.
Bikinimin üzerine giydiğim t-shirtle sahile inerken, bir akrabamız beni kenara çekerek uyardığında on iki yaşındaydım. Neden altıma şort giymemiştim?
“Kızım bak koltuk altların görünüyor, ayıp kızların koltuk altı görünmemeli, yarım kollu bir şey giyinsen…” dedi.. O kadar şaşırmıştım ki şimdiye kadar böyle bir şey duymamış, kıyafetime daha önce hiç müdahale edilmemişti.
Evlilik yaşındaki genç bir kızın erkek arkadaşları olamazmış, eve geç gidemezlermiş, kadının yeri eviymiş ve çocuk doğurup onlara bakmakmış tek görevi.
“Dışarı çıkmayın; iyiye çatarsın, kötüye çatarsın!”,“Bize laf getirmeyin!”, “Büyüklere karşı gelmeyin!”, “Çok uzaklaşmayın!”, “Dışarısı tehlikeli!”
Ailemden ziyade toplumun baskısıydı bu, tanıdık bildik insanlardan oluşan çevremizde, erkekler bana bakmasın, laf çıkmasın, dedikodu olmasın…
‘Kızlar şişman olmaz!’, ‘Az yemek yemelisin!’, ‘Narin, zayıf ve kibar olmayan kızları erkekler beğenmez!’, ‘Kilo vermen gerekli!’ nasihatleri ve baskıları ile büyüdüm.
“Artık çocuk değilsin!” uyarıları her ne kadar anlamsız gelse de sürekli kendimi korumam gerektiği söyleniyordu. O huzur veren sığınakta çatlaklar oluştu ve o güvenli duvarlar yıkılmaya başladı.
“O kötü kadın terlikleriyle gitmeyeceksin herhalde” diyor. Duruyorum. Anlayamıyorum. Saçlarım rüzgar, bedenim uçurtma. Çakılıyorum. Yüzlerce çam iğnesinin içinde kayboluyorum.
Yükseklere çıkma çünkü artık büyüdün, yükseklere çıkma çünkü dikkat çekersin, yükseklere çıkma çünkü mahrem yerlerin görünür, yükseklere çıkma çünkü risk almamalısın, yükseklere çıkma çünkü sokaklar senin için değil, yükseklere çıkma çünkü sınırlarda kalmalısın, yükseklere çıkma çünkü yüksekler başkalarına ait…
Şimdi biliyorum. Çocuk bedenim üzerinde kurulan tahakkümün aslında kadın bedeni ve cinselliği üzerindeki tahakkümü nasıl şekillendirdiğini.
Gün geçtikçe annemin bende bıraktığı izleri daha iyi görmeye başladım.
Ergenliğin sarsıcı ormanında ölmesi gerekenin (“fazla iyi anne”nin beni, kızlara biçilen cinsiyetçi, sıcak yuvada tutmaya çalışan annenin) ölmesine izin vermem gerektiğini anladım.
İğnelenmiş her bir anne sözünü , dikişi tutmayan, içine sığamayıp sökülmesine neden olduğum parçaları söküp atıyorum. Artık daha çıplak ve daha yamasızım.
Bakışlardan kaçmak yerine üstüne gitmem gerektiğini kazımıştım aklıma. Ne olursa olsun tüm tacizlere karşı durmalı, orada olmalı ve yürümeye devam etmeliydik.
Giydiğim, sürdüğüm, gezdiğim beni ilgilendirir. Bir başkasının buna asla müdahale etmesine izin veremezdim.
Şimdi ise kendim ile bedenim arasında yıllardır büyümüş olan bu boşluğu dolduruyor ve biricik, özel ve iri olan bedenimi kabul ediyorum.


































